Benim için İstanbul hariç, hayatımda önemli yeri olan birkaç şehir var.

Her biri birbirinden farklı olsa da ruhumun değişik yönlerine hitap ettiklerinden olsa gerek, dünyada en sevdiğim şehirler New York, Los Angeles ve Londra diyebilirim. Çocukluğumdan itibaren 12 yıl boyunca tüm yaz tatillerimi geçirdiğim Los Angeles ve üniversiteyi bitirdikten sonra 2 sene yaşadığım ve her sene sıklıkla ziyaret ettiğim New York’un benim için anlamları büyük.

New York’u neden bu kadar çok seviyorum?

-Her gün yeni bir insanla tanışıp, yepyeni şeyler öğrenebiliyorsunuz. Kendi ayakları üstünde durmaya çalışan, açlık sınırındaki sanatçıyla da, milyarder yatırım bankacısıyla da aynı ortamda bulunabiliyorsunuz. Bir anda kendinizi hiç bilmediğiniz bir konuda yeni birşeyler öğrenirken bulabiliyorsunuz.

Mesela bu seferki gezimde Then She Fell gösterisine gittiğim için kendimi Lewis Carroll’ın hayatını araştırırken Alice Liddell hakkında makaleler okurken buldum. Çocukluğumdan beri onlarca kez Alice Harikalar Diyarında’yi izlememe rağmen bilmediğim birçok şey olduğunu öğrendim. Kısacası bu şehirde öğrenmenin sonu yok.
-Whole Foods, Trader Joe’s gibi marketlerde başka hiçbiryerde bulamayacağınız bir sürü ek gıdalar, organik baharatlar, tohumlar, hindistan cevizi yoğurtları,özgür gezen, vejeteryan beslenen hayvanların etleri, okyanus balıkları, günlük taze menüler, yüzde yüz doğal makyaj malzemeleri, kremler ve daha neler neler bulabileceğiniz marketleri var.

-Doğa isteyene şehrin ortası Central Park’ta sonsuz yeşillik,  şehrin göbeğinde kargaşanın içinde olmayı sevenlere ise gece gündüz hiç uyumayan hareketli bir şehir imkanı sunuyor.

-Dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz yaratıcılıkta showlara katılabiliyorsunuz.  Bu arada Sleep No More baya etkileyici. Hakikaten uykularınızı kaçırabilir 🙂

-Hiçbir zaman egolu bir biçimde ‘Ben oldum artık’ denmesine izin vermiyor. Herkesten daha akıllısı, güzeli, zengini ,başarılısı her daim mevcut. Tanıştığınız insanların karşısında mütevazileştiren bir şehir.

-Hayatımın en güzel yıllarını burada geçirdiğim, çocuklarımın da aynı anıları yaşamasını, bu hayatı tatmasını istediğim için

-Pijamayla markete de gitseniz, kafanizda pembe perukla metroya da binseniz kimse eleştirmediği, karışmadığı, sonsuz özgürlük imkanı tanıdığı için..

Bunlar biranda aklıma gelenlerden yanlızca bazıları …

Benim seyahatlerim genelde tabana kuvvet yürüme, bir şehrin tüm sokaklarını keşfetme üzerine kuruludur. New York’a senede birkaç kez gitsem de her seferinde yeni birşeyler keşfediyorum. Hiç sıkılmadan saatlerce yürümek için en keyifli şehir.

New York’ta genelde yaşı genç olan herkes Soho, West Village, Meatpacking gibi bölgelere bayılsa da, ben tam bir yeşil aşığı olduğum için parkın etrafındaki bölgede kalmayı, sabahları burada uyanmayı seviyorum. New York’ta yaşadığım yıllardaki alışkanlığımdan olmalı. O zaman da 57th street between Park ave. and Lex’te yaşıyordum. Bu bölgedeyken kendimi evimde gibi hissediyorum.

Sabah Central Park South’taki Sarabeth’s te sıkı bir kahvaltı yapıp, Park’ta yürüyüş yapmak, ordan Columbus’taki Whole Foods’ta yeni yemekler keşfedip, Boathouse’ta öğle yemeği yedikten sonra, Soho taraflarına inmek saatlerce sokaklarda yürümek gibisi yok.

Screen Shot 2016-09-20 at 15.59.53

New York favorilerim:

Brunch: Sarabeth’s, Balthazar, Felix, Locanda Verde, Maison Keyser, The Butcher’s Daughter .. Bir de odada yenen otel kahvaltısı çılgını olduğum için Four Seasons Hotel Oda Servisi diyeceğim.

Öğle Yemeği: Nello, Fresh & Co, Da Silvano, Cafe Gitane, Jack’s Wife Freda, Cipriani Downtown Bar Pitti, Blue Ribbon Sushi

Akşam Yemeği: Buddakan, STK, Mr. Chow, Morimoto, Carbon NYC, Koi, Quality Meats

Shopping: Saks Fifth, Barneys, Bergdorf Goodman, Soho sokakları, Madison Avenue

Gezi: Museum of Modern Art, Metropolitan Museum, Chelsea’deki sanat galerileri

Yapılabilecek Aktiviteler : O taraftan bu tarafa çılgınlar gibi yürümek, sokak arasında butiklere, antikacılara girmek dışında, Central Park’ta bisikletle dolaşmak, buz pateni yapmak. LA Sports Club Rockefeller’da spora gitmek, 5th avenue üzerindeki Reebok’ta Crossfit yapmak, Soho’da, Chelsea’de galeri gezmek, Whole Foods ve mini kafelerde yeni lezzetler keşfetmek. En yeni showlara, müzikallere gitmek … ( Fuerza Bruta & Hamilton & Sleep No More & Then She Fell tavsiyedir)

 

photo2

Whole Foods @ Columbus Avenue

Benim açık ara favori marketim Columbus Circle’daki WH. Beni heran orada kendimden geçmiş, raflar arasında koşuştururken bulabilirsiniz. Bunun dışında Tribeca’daki WH de muhteşem. Tam kendini kaybetmelik.

2

Fresh & Co

Fresh & Co’da hızlı bir kahvaltı ve öğlen yemeği yemek mümkün. Salatanızın içindekileri kendiniz seçebiliyorsunuz.

 

photo4

Sarabeth’s on Central Park South

 

photo5

Artık bu Cold Press Juice shoplara çok sık rastlayabiliyorsunuz. İçinde hem sağlıklı pastane ürünleri, kurabiyeler, hem çeşit çeşit soğuk sıkım içecekler mevcut.

Eğer imkanınız varsa dünyanın bu başka hiçbir şehrine benzemeyen New York u ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

 

 

 

Bunlarda İlginizi Çekebilir

11 Yorum

  1. Tanyo yonow

    Eylül 24, 2016 at 3:39 pm

    Pınar hanım zaten hüzel olan herseyi yazmış Bruklindeki butik kafelerde harikadır.et sevenler için bitir lugar yerine times meydanındaki wolgang stek hausu deneyebilirsiniz ayrıca şımartılmayı seviyorsanız daniel tam sizlik ve tabiki şarküterisi ıstakoz seviyor isemiz chelsi market tam size göre aitaly de harikadır espresso nu şidetle tavsiye ederim saygılarımla

  2. Hava Küçükistanbul

    Eylül 21, 2016 at 11:48 am

    Ahh pınar hanım sizin yerinizde olup hayalimdeki şehir olan New York ,Los anceles a gitmeyi orda yaşamayı ne çok istiyorum bi bilseniz ama bunun için cookk para cook zaman lazım ,iç geçirerek ordaymiscasina okudum yazınızı, teşekkürler.. Sevgiler..

  3. Ece

    Eylül 21, 2016 at 11:35 am

    Daha 1 ay önce oradaydım. Benim içinde dünyadaki 1 numaralı şehir Londra❤️ Ama sizin gibi New York’un da karmaşası içinde yeşillere bürünmüş bir şehir olmasını çok seviyorum. Çok içten ve abartısız duygularınızı herkesle paylaşıyor oluşunuzda bizlere kim olursak olalım hiçbirimizin birbirinden farklı olmadığını hatırlatıyor… Teşekkür ederiz, özlemişiz New York’u☺️

  4. Bilge

    Eylül 21, 2016 at 8:46 am

    NYC’de Midtown ve Soho disinda da gorecek cok yer, yapacak cok sey var. Harlem turu, Arthur Avenue’daki Italyan marketleri ve restoranlar, Battery Park, Flushing’de halis Cin yemekleri, Prospect Park, Williamsburg ve Brooklyn’deki bir suru etnik mahalle… daha neler neler. NYC ruhunu, etnik cesitliligini yasamak icin diger borough’lari da gezmenizi tavsiye ederim

    1. Bilge

      Eylül 21, 2016 at 8:50 am

      Bir de nacizane muze tavsiyem: Lower East Side’da Tenement Museum. Neredeyse yuzyil once Avrupa’dan gelen ilk gocmenlerin kaldigi kucucuk apartman muhafaza edilmis. Rehber esliginde gezip NYC tarihin ogrenmek icin bulunmaz firsat

  5. merve

    Temmuz 21, 2015 at 10:14 am

    pinar hanım uzun süredir sizin takipçinizim..new york yaziniza bayıldım..ben de 3 ay sonra gidiyorum new york a.. bana tamamiyle bir rehber olacak bu post (özellikle yeme-içme anlamında:))) hatta ekranın tek tek fotograflarını çektim.. tekrar teşekkür ederim..sevgiyle kalın…

  6. Büşra

    Temmuz 9, 2015 at 7:21 pm

    Pınar hanım merhabalar,
    Yazınızı hayranlık ve büyük bir merakla okudum. Çok başarılı bir yazı olduğunu söylemeliyim. Seçimleriniz çok güzel ve sade. Sizi instagram hesabınızdan da takip ediyorum uzun süredir. Çok hoş, güzel, zarif bir kadinsiniz. Gösterişden uzak hayat tavrınızdan dolayı sizi tebrik ve takdir ediyorum. Dünya Tatlısı oglunuza ve ailenize sevgiler. ☺

  7. Ece

    Mayıs 12, 2015 at 9:30 am

    Ah Pınar hanıııım.. Bana new york U yaşattınız. Doğum için gittiğim new york ta uzun süre kaldım buraya yeni döndüm, çoook özlemişim. Ben de 46 th btw 2 nd &3 rd de yaşıyordum. Bizim Türkler aman canım oraya 10 blok var yürüyemeyiz derlerdi, ben aşağıya yürüye yürüye sohoya inerdim:) öğlen boathouse da yemekler müthiştir.. Bir de century 21 St e girmeyi çok severdim ben. Bir sonraki LA yazınızı heyecanla bekliyorum

    1. Pınar

      Mayıs 18, 2015 at 2:14 pm

      Beğendiğinize sevindim. Benim de en sevdiğim şehirlerden biri.
      Sevgiler

  8. Leyla

    Mayıs 5, 2015 at 1:00 pm

    “Soğuk sıkım juice” sounds like an oxymoron. Yani sıcak sıkım juice diye bir şey yok ki zaten? Yoksa var mı? Hani cold pressed olive oil’i anlıyorum. Çünkü sıcaklık 27 C’ı geçtiği anda artık zeytinyağı -mevzuata göre- soğuk sıkım olarak adlandırılamıyor. Neden sıcak sıkım sıkarlar o mereti diye soracak olursanız, sıcakta ekstraksiyon verimi artıyor. Daha fazla zeytinyağı eldesini mümkün hale getiriyor ısıl işlem.

    Just a question… Hope you can clarify 🙂

    1. john smith

      Haziran 23, 2015 at 4:06 am

      Pastorize edilmemis demek. Sisede satilan meyva sularinin cogu pastorize ediliyor bozulmasin diye.

Cevapla