Sonunda, uzun süredir istediğimiz programı gerçekleştirdik ve bizim ailenin, -2 eksikle – tüm kadınları, annem ve teyzemlerden oluşan altın kızlar grubu, ve kuzenler, Paris maceramızı yaşamak üzere yola koyulduk. Hep beraber kalalım, akşamları kahve, sabahları kahvaltı keyfi yapalım diye, 6 kadın ve Yaco’nun beraber kalacağı bir ev kiraladık.

‘Paris … Büyülü Paris… Sokaklarında yürümek insana ilham veriyor, mutluluk aşılıyor, bir sabah, huzur içinde, Cafe De Flore’de kahvemi yudumlarken ..’  diye söze başlamak isterdim… Ama bu gezimde, dadımızı İstanbul’da bırakarak oğlumu alıp gitmeye karar verdiğim için, çok farklı bir Paris deneyimi yaşadığımı söyleyebilirim. ‘Huzur’ ve ‘sukünet’ kelimelerini bu yazımda pek kullanamayacağım. 🙂

Hislerim daha çok ‘Hafif bir yorgunluk’ tan başlayarak,  ‘Sen misin mercimek kadar cüssenle bu çocuğa bakarım diyen akıl fakiri kız, şimdi çek cezanı’ ya, ordan da  ‘Allah’ım neydi günahım’la arabeske bağlama boyutuna kadar uzandı.

Şimdi eğri oturup doğru konuşmak gerekirse… Gerçekten mental ve fiziksel olarak yorucu bir mesleğim var. Mutfağın başında durmayı, titizlikle her işe koşturmayı seviyorum. Bir patron olarak koca tencereleri dahi yeri geldiğinde kendim taşıdığımı görüp şaşıranlar oluyor. Ama iş bu, bir an geliyor, acelemiz oluyor, o an herkes meşgul oluyor. Bir ucundan da ben tutuyorum.

Misa Mutfak, ilk kurulduğu dönem sabah 6’da güne başlayıp akşam 11’e kadar aralıksız çalıştığım oluyordu. O günleri atlattık, işleri güzel bir düzene oturttuk tabi. Ama yine de kuruluşunun ilk senesinde olan bir oluşum olarak, sosyal hayatım sıfır denecek kadar az diyebilirim. İşime karşı şu mükemmelliyetçilik ve titizlik takıntımdan kurtulup da işleri gözü kapalı paylaşabildiğim birini bulduğum zaman, o eski rahat günler de gelecek elbet diye kendimi avutuyorum. 🙂

Neyse, nerede kalmıştık? Yoğun çalışan bir insan olmama rağmen, mesleğim, bu tatildeki performansımın yanında bir hiçmiş bunu anladım.

Benimki gibi çok hareketli bir çocuğunuz varsa, annelik, – ama hani çocuğu oyuncaklarıyla bir odaya kapamak, eline ipad vermek değil, hakkını vererek yapılan annelik, – dünyanın en zor mesleği. Evde yine de daha rahat bakardım da, tatilde sürekli hareket halinde, yollarda olunca, arabasında oturmak istemeyen, 13+ kiloluk oğlumu çoğu zaman kucakta taşımak yada kısa süreli elinden tutarak yürütmek zorunda kaldım. Onu oyalamaya, ona yedirmeye çalışmaktan, ne doğru düzgün yemeğimi yiyebildim, ne de hakkıyla sohbet edebildim. Ailemin kadınları da çok yardımcı oldular. Benim bittiğim yerde, elim, ayağım, herşeyim annem, teyzem, kızlar, hepsi Yaco’yu oyalayabilmek için kendilerini paraladılar.

Bu gezide anladımki, küçücük bir çocuk, 6 koca kadını şebeğe çevirebilir, enerjisini bitirebilir, hatta uykusuzluk ve yorgunluktan birbirine bile düşürebilirmiş. Senelerce aktif sporun her türlüsünü yaptım, at yarışlarına katıldım, crossfit antremanları tamamladım, ağırlık çalıştım, koştum, atladım, zıpladım. Ama 1,5 yaşındaki nohut kadar Yaco, beni bu tatilde alt etti. En son havaalanında Yaco uykudan çığlık çığlığa hiç durmadan ağlamaya başlayınca, ben de günlerdir birikmiş yorgunluğun da getirdiği hislerle, oturdum banka.. Kendim de ağlamaya başladım. Sonra dışardan kendime baktım.. Biraz güldüm, biraz ağladım. Ama hiçbir zaman unutmadımki, bunların hepsi anı olarak hafızalarımda kalacak, birgün gülerek hatırlayacağım. O gün de uzak değilmiş, eve gelip uykumu aldığım an bile anlatırken gülmeye başladım. 🙂

Paris gezisine dönersek… Buraya yıllar içinde birçok kez gitmiş olmama rağmen, bu sefer ilk kez turist gibi gezmeye karar verdim.  Yani o Fransızlar’ın burun kıvırdığı, turist dolup taşan, şehrin simgesi haline gelmiş tüm yapıları ve alanları gezdim.

Paris’te gezilecek görülecek yerlere gelince… Belki herkese göre Paris’in en iyileri olmayabilir, sizin bunlardan daha çok sevdiğiniz mekanlar bulunabilir. Ama bana göre, bunlar kesinlikle bu Paris gezimizin en iyileriydi. Ben genelde turistik gezilerden çok, lokal halkın yaşadığı alanları görmeyi, o şehrin bir vatandaşı gibi özel noktaları keşfetmeyi daha çok sevsem de,  Paris’e ilk gelişinizse, sırf ‘Aa Paris’e gidip de ‘bilmemne’yi görmedin mi şekerim inanmıyorum’  muhabbetlerine maruz kalmamak için, gidip görülebilecek, şehrin simgesi haline gelmiş mekanları görmekte fayda var.

En tipik ve bilindik yerlerden,  birşeyler atıştırmak için seçtiklerim,

Kafeler – Cafe De Flore, Les Deux Magots, Yer bulabilirseniz Hemingway’den Picasso’ya birçok sanatçının bir zamanlar uğrak yeri olan, bu meşhur kafelerde en azından bir kahve için derim.

L’avenue, Cafe De La Croix Rouge – ‘Görmek ve görülmek için’ denen yerlerden. Paris Fashion week’ten dolayı dolup taşıyordu. Yemekleri çok güzel.

Ferdi, La Société – Yemekleri gerçekten güzel

Turistik alanlar : Sacrée Coeur/ Montmartre – Fazlasıyla turistik, ama Montmartre’daki yol üstü kafelerine, ressamlara, galerilere, ev süsleri satan mini mini dükkanlara bayıldım. Kesinlikle görmeye değer. Krepleri meşhur, gitmişken yemenizi tavsiye ederim.

Musée du Louvre – Hiç görmediyseniz, dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Louvre için birkaç gününüzü ayırın derim.

Marché aux Fleurs – Notre Dame Kilisesi’nin hemen yanındaki mini mini çiçekçi alanı. Bayıldım. Yaco’nun uyuyakaldığı nadir zamanlardan birinde gezdiğim için şanslıyım.

Hotel Plaza Athenée – Hotel Costes – Paris’in bana göre George V ile beraber en iyi otellerinden. Burada (Plaza Atheneé) kalmıyorsanız bile, içinde bir çay içmenizi, arka avlusunu görmenizi tavsiye ederim.  Biz geldiğimiz dönem, avlusunda Julien Marinetti eserleri vardı. Yaco çok beğendi, az kalsın bir tanesini deviriyorduk. Ama bunu da kazasız atlattık neyseki. Hotel Costes’ta ise yemekler ve ortam muazzam.

Jardin Du Luxembourg – Bir Türk olarak, görünce ilk ‘Aa, ortasına bir havuzlu site, bir AVM dikmemişler’ diye şaşırası geliyor. Alabildiğince yeşil bahçeleri, insanı büyülüyor. Bizim niye çocuklarımız için böyle alanlarımız olamıyor diye düşündürüyor ve üzüyor. Burası sanırım çocuklu tatil için Paris’te en uygun yerdi. Mini mini midilliler vardı, onları sevdik. Doya doya koştuk, oynadık.

Le Marais: Çok güzel mini sanat galerileri var. Taşıyabilecek olsam almak istediğim çok güzel birkaç parça buldum. Ama malum, bir kolda Yaco falan.. Sanat benim neyime modundaydım. 🙂 Tesadüfen o gün zombi toplantısı vardı, sokaklarda muhteşem makyajlı birçok zombi dolanıyordu.

IMG_4547

Le Marais’de zombiler

 

Screen Shot 2015-10-08 at 16.33.32

Montmartre

Ne olursa olsun, bu tatilde yorulsam da, zaman zaman şikayet etsem, tatil benim neyime diye kendime kızsam da, oğlumla ve bizim kızlarla unutulmaz bir tatil geçirmek herşeye değerdi. Ne demişler, hayat yaşadığın anlardan değil, yarattığın anılardan ibarettir …

 

Bunlarda İlginizi Çekebilir

10 Yorum

  1. Merve

    Eylül 21, 2016 at 10:11 am

    Tatil güncelerinize bayıldım, özellikle üslubunuzdaki sıcaklık okurken bambaşka bir keyif veriyor, bir sonraki seyehatimi bloğunuza göz atmadan planlamayacağım

  2. Uzakrota

    Aralık 5, 2015 at 10:50 am

    Sitenizi çok beğendim. Önümüzdeki Uzakrota yılın blogları seçimlerinde listeye almak için teklif sunacağım. Başarılar.

  3. Fatma nazifoglu

    Kasım 26, 2015 at 11:02 pm

    Sizin bagimliniz oldum nasil guzel bir uslubunuz var arkadasimla sohbet ediyorum gibi guzel bir kitap okuyorum gibi cok tatli cok akici severek takip ediyorum. Samimiyet kendin olmak cok güzel sey sevgiyle ..

  4. Dilek

    Kasım 25, 2015 at 11:00 am

    Oğlum şu an 13 yaşında. 25 günlük bebekliğinden beri dünyayı geziyoruz. Daha kırkı çıkmamıştı ilk tatile gittiğimizde. İlk andan itibaren alıştırdım seyahatlere. Hiç zorlanmadan,bakıcısız:)) sık sık götürün seyahatlere. Zamanla başetme yöntemlerini öğreniyor, profesyonelleşiyorsunuz bu konuda

  5. tony

    Kasım 6, 2015 at 11:07 am

    L’avenue, Hotel Costes ve La Société ‘in menulerinin ayni olmasi dikkatinizden kacmis olamaz.. Sorduk ayni patron isletiyormus zaten.

    Sinirli zamani olanlarin ucunden birine gitmesini tavsiye ederim..

  6. Selin Dümen

    Ekim 29, 2015 at 2:30 pm

    Ne kadar mutlu görünüyorsunuz…

  7. Ayça Er

    Ekim 28, 2015 at 11:11 pm

    Küçük bir grup insanlar vardır. Bu dünyaya güzel şeyler ekerler. Mutlu olup mutlu şeylerden konuşmaya bayılırlar. Güzel şeyleri büyütürler bu dünyada. Dengeli, huzurludurlar. Problemlere değil gerçekten iyiliğe odaklanmıştırlar. Paylaştıklarınız bana sizin böyle olduğunuzu gösteriyor. Sevgi-saygı,huzur ve aşkla dolu olsun hayatınız..Hepimizin..Sevgiler

  8. Selin

    Ekim 13, 2015 at 4:39 pm

    merhaba, bende oğlumla ay sonunda Pariste olacağım. en büyük endişem ne yedireceğim:( siz ne yedirdiniz, ne tavsiye edersiniz?

  9. cemresos

    Ekim 12, 2015 at 4:15 pm

    pınar hanımcın harika yazmışsın ben sunu merak ediyorum (” gözü kapalı paylaşabildiğim birini bulduğum zaman, o eski rahat günler de gelecek elbet diye kendimi avutuyorum “) demissın uzun tatillere çıktınız zaman kim bakıyor isinize ? cevap verirseniz cok sevinirim

  10. Ceren

    Ekim 9, 2015 at 5:14 am

    Ne kadar guzel yazmissiniz,Bence de en zor is annelik. Cocukla tatil hem zor hemde guzel. Insan kosturmaktan hic kilo almiyor ,ne kadar yerse yesin 🙂 Bir de anneler ve teyzeler saolsun. Onlarin yardimlari paha picilmez 🙂 Sevgiler!

Cevapla